14 Haziran 2011 Salı

Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un iki bin altı yüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:

Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında)Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un iki bin altı yüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:

Öykü bu ya...
Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler...
Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir...
İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdir...
Beygir merakla sorar:

Nedir bu halin inek kardeş?'
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır
'Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanımakoyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş.'

Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
'Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş.'

İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir.Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde,
'Nedir bu halin? Neler oldu? , Neden böyle zevkten dört köşesin?'  diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
'Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu.  Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim...'
'Eee, sonra ne oldu?'
'Ne olacak beni başkan seçtiler!'
'Deme yahu.. Yani sen başkan mı oldun?'
'Evet... Bir şey yapmama gerek kalmadı.
Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!'

'Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?'
'Valla, yarısı anladı ama, 
bir turlu diğer yarısına anlatamadı!'

3 Haziran 2011 Cuma

Nazım Hikmet Ran 15 ocak 1902 - 3 haziran 1963


Dörtnala gelip Uzak Asya'dan 
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan 
                      bu memleket bizim. 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak 
ve ipek bir halıya benzeyen toprak. 
                        bu cehennem, bu cennet bizim. 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, 
yok edin insanın insana kulluğunu, 
                    bu davet bizim. 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür 
ve bir orman gibi kardeşçesine, 
                   bu hasret bizim.

2 Haziran 2011 Perşembe

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

1 Mayıs 2011 Pazar

Kanlı 1 mayıs'ın simgesi Taksim'de


Kanlı 1 Mayıs olarak bilinen 1977'deki İşçi Bayramı kutlamalarının adeta simgesi olan "zincirlerini kıran işçi" pankartı 34 yıl sonra 








27 Nisan 2011 Çarşamba

TEKRAR MERHABA

Bildiğiniz gibi bir süre önce blogspot sayfalarına ulaşım kapatılmış, yasaklanmıştı.
yapılan yanlışlıktan dönülmüş olması güzel bir olay.

nerede kalmıştık....
tekrar merhaba...

16 Şubat 2011 Çarşamba

İLERİ DEMOKRASİ - SERDAR AKİNAN - MIZIKACILAR


OdaTV'ye yapılan baskın neyi ortaya çıkardı? Bu ülkede özgürlükten bahsedilemez. Gerçekten canım çok sıkkın. Gözaltına alınanlardan Soner Yalçın yakın arkadaşım ve çok sevdiğim bir meslektaşım olduğu için değil... Birilerinin bu kadar hukuksuz bir adımı bu kadar fütursuzca atabilecek hale gelmiş olmalarından ötürü çok canım sıkkın. [Serdar Akinan yazdı]

14 Şubat 2011 Pazartesi

HUKUK YOK, FAŞİZM VAR!


Ergenekon tertibinin en başından beri değişmeyen tek bir hedefi var: ABD’nin bölgesel planlarına direnecek kuvvetleri tasfiye etmek! AKP ve Cemaat de, tertibin sahibi değil, ABD adına uygulayıcılarıdır!
Odatv yöneticileri, “Ergenekon Terör Örgütü” üyesi olmakla suçlanıyorlar! Çünkü Odatv büyüdü, önemli bir kuvvet oldu!

Muhalif tavrıyla bilinen Oda TV'nin kurucusu ve Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın gözaltına alındı.

YORUMSUZ FOTO HABER



10 Şubat 2011 Perşembe

BEN BİR APTALIM

Buna karar verdim. Çünkü akıllı biri olsam: AKP’ nin yanında olduğumu, Recep Tayyip Erdoğan’dan başka büyük olmadığını ülkemde onikimilyondan fazla açlık sınırında insan bulunmadığını, üç milyon işsiz olmadığını, emekli ve işçilerin refah içinde olduğunu, yakında Avrupa Birliği’ne gireceğimizi, AKP hükümetinin muhteşem bir hükümet olduğunu söyleyip, istediğim kanalda en iyi parayla istediğim işi bulup, reklam filmlerinde boy göstererek, acayip para kazanır gül gibi geçinirdim. Oysa ben bankadan kredi alabilmek için oturduğum evi ipotek ettirip, bu parayla okul yaptırıyorum ve AKP karşıtı olduğum için de tehditler alıyorum… Bana bakın  satılmışlar… Bana bakın AKP uşakları ve popo yalayıcıları… Benim korumalarım yok, zırhlı arabalarım yok, silahım yok… Daha doğrusu ben böyle zannediyordum… Ama varmış. Bu ülkede gerçek Atatürkçü gençler varmış. Gerçek onurlu insanlar varmış. Öğrencilerim dışında yürekli pek çok öğrenci varmış… Elli yıldır kimseyi kandırmadığımı, düşüncelerim uğruna hapis yattığımı ve tek çıkarımın onların çıkarı olduğunu bilen kitleler varmış. “Mış” demem haksızlık olur. Biliyordum. Ama bu denli atik davranacaklarını bilmiyordum… Aldığım riyasız telefonlar, fakslar, mailler satılmışları çok azınlıkta bıraktı… 
Size başbakan sofrasında yemek yiyip “haklısınız efendim” diyen sanatçılar mı lazım?... Ben onlardan değilim. Size popo yalayıcı, suya sabuna dokunmayan “siz bilirsiniz efendim” diyen sanatçılar mı lazım? Ben onlardan değilim. Size korkak ürkek “aman parama dokunmayın” diyen sanatçılar mı lazım? Ben o değilim. Size muhalefet etmeyen, el etek öpen, “padişahım çok yaşa” diyen sanatçılar mı lazım? O ben değilim. Ben, kendini bildi bileli fikirlerini açıkça söylemekten korkmayan, dümdüz biriyim. Yaptıklarımı, söylediklerimi herkesin beğenmesini istemem. Neden bir hırsız, bir üçkağıtçı, bir yağcı, bir sahtekar benim yaptıklarımı beğenecekmiş?... Herkesi mutlu etmek gibi bir niyetim hiç olmadı. Söylediklerimden mutlu olmayanlar dönüp kendilerine bakacaklar. “Bu adam ne dedi de biz kızdık?” diyecekler… Ben yetmiş yıla yaklaşan ömrümü toplumuma verdim. Bundan mutlu olmayanlar kendilerine dönüp bakacaklar. “Bu adam neler yapmış, ben ne yapmışım?” diye kendilerini bir gözden geçirecekler. Her türlü eleştiriye açık bir meslek yapıyorum. Beğenen de olacak beğenmeyen de. Ama, tehdit, küfür, hakaret odlumuydu, orada aynen sizin anladığınız dilden giderim.

Müjdat GEZEN


KORKMAM VE SUSMAM

1983 yılında İzmir Torbalı’da bir mizah söyleşisi yapıldı. Aziz Nesin, Can Yücel, Turhan Selçuk ve ben bu söyleşiye katıldık. Bir vatandaş Aziz Ağabey’e: “Biz Nasrettin Hoca’nın torunları olarak akıllı bir milletiz değil mi?” dedi. Aziz Ağabey de: 
Ben de Aziz Ağabey’e: “Neden bu kadar abarttın?” dedim. “Yüzde doksaniki diyecektim ama dilim varmadı, bu halkı seviyorum.” dedi. Yüzde doksaniki o zaman Kenan Evren’ in oylamasında çıkan oy oranı idi… AKP’nin oyları yüzde elli diyenler iyi abartmışlar, Aziz Nesin’e göre yüzde altmış olmalıydı… Yani biraz daha abartılabilirdi… Sitemize mesaj atarak beni tehdit eden ve küfür yağdıranlara verilecek cevabım var ama yüzyüze gelebilirlerse. Her gün buradayım. Yüreği olan gelir yüzüme söyler ben de yanıtımı veririm. Bildiğiniz küfürlerin fazlasını bilirim. Ama ben başbakan değilim ki, vatandaşıma: “Al ananı da git” diyeyim…

Hiçbir partiye bağımlılığım yok. Bunu açıkladım. Siz AKP’ye oy vermiş olabilirsiniz. Kuşkusuz akıllısınız da. Ama bana verdiğiniz yakıştırmalar akıllı adam işi mi Allah aşkına?... Şimdi siz bana küfür ettiniz diye ne oldu? Eğer yüzde kırkın üzerinde oyunuz varsa, demek ki geri kalan yüzde altmışa yakın kesim de benim yanımda… Eeee ne olacak şimdi?... AKP sözcüsü benim için “Aptal” demiş. Aptal olmayı her zaman ve satılmış olmaya tercih ettim, ederim. Siz, bana küfür yollayanlar: Bu halk için şimdiye kadar ne yaptınız?... Çok şükür gönlüm rahat. Beni susturamazsınız, korkutamazsınız. Sizden korkan sizin gibi olsun. Eğer beni yalnız sanıyorsanız, o zaman işiniz bitik demektir. Çünkü bu ülkede sizin sandığınızdan çok daha fazla Atatürkçü ve Cumhuriyetçi var. Şu küfür edenlere dava açsam çok para kazanırım. Ama değmez. Yüreksizdirler. “Gelin yüzyüze konuşalım” diyeceğim ama korkaktırlar, gelemezler. Çıkarları belli. Nereden beslendikleri belli. Ben bağımsızım, gücümü bağımsız olmaktan alıyorum. Tek bağımlılığım Mustafa Kemal’in ilkeleridir. O’na da dokunabilecek birini göremiyorum. Ayrıca siz ne diye alındınız? Siz aptal mısınız?... 

Siz bir mizahçıdan ne bekliyorsunuz? Hükümeti, başbakanı övmesini mi? Onu siz yapın. Karşılığını da alırsınız. Bizim işimiz karşı çıkmak uyarmaktır. Lafı saptırıp: “Bize aptal dedin” demeye kalkmak beni doğrular sonra. Ben kimseye aptal falan demedim, bir olayı anlattım. O kadar. Sizin fikirlerinize katılmıyorum. Ama saygı duyarım. Siz de benim fikirlerime katılmayabilirsiniz, bu hakkınızdır. Ama küfür etme hakkını size vermem. O konudaki söylemlerinizi iki misliyle iade ederim.
                

Müjdat GEZEN


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...