4 Mayıs 2009 Pazartesi

52 trilyon dolar nasıl deve oldu.

22 Nisan 2009 EGE CANSEN Hürriyet


52 trilyon dolar nasıl deve oldu
BU kez son sözü ön söz olarak yazıyorum. "Fizikte izdüşümü olmayan hiçbir iktisadi hesap, bilimsel değildir". İktisadi kriz çıktığından beri, kaybolan servetlerle ilgili çok yazı yazıldı, çok söz söylendi.On beş gün önce İstanbul'da toplanan yabancı ülkelerde faaliyet gösteren iş adamlarına hitap eden bir arkadaşımız "son krizle birlikte dünyada 52 trilyon dolarlık servet uçtu gitti" demiş. Bu kabil yanlış ifadelere yabancı basında da sıkça rastlıyoruz. Herkesin doğru bellediği bir şeye neden yanlış dediğimi aşağıda anlatacağım.

* * *Son küresel krizden önce de Türkiye'de kriz yaşandı. Bizim yerli krizlerin hemen hepsi, devalüasyonla ete kemiğe bürünüp görünür hale gelmiştir. Döviz fiyatları artınca, gazetelerimizin başköşelerinde fakirleşme hesapları yer alırdı. Mesela dolar fiyatı, 10 liradan 15 liraya çıkınca, bu haber okura yüzde 50 fakirleştik şeklinde verilirdi. Ortada böyle bir fakirleşme olmadığı gibi, doların 10 liradan 15 liraya çıkması aslında TL'nin yüzde 50 değil, yüzde 33 değer kaybetmesi demektir. Hesap fizik birimle yapılırsa çok kolay anlaşılır. Devalüasyondan önce fiyatı 1 dolar olan pirinçten 10 liraya bir kilo alınıyorsa, dolar 15 lira olunca, kilosu halen 1 dolar olan pirinçten 10 lirayla 666 gr. alınabilir. Yani 333 gram eksik. Bu da TL'nin satın alma gücü yüzde 33 azaldı demektir.

* * *Gelelim dünya milli servetinin 52 trilyon dolarlık kısmının küresel kriz sonucunda uçup gitmesine. Servet, üçü gerçek, biri de finansal/ görüntüsel dört birleşenden oluşur.

1. Yeraltı ve yer üstü doğal kaynaklar. Verimli topraklar, ormanlar, akarsular, göller, denizlerle, petrol ve diğer madenlerden oluşan yeraltı zenginlikleri.

2. İnsan yapması üretim araçları ve sanat eserleri. Evler, apartmanlar, fabrikalar, barajlar, yollar, limanlar, gemiler, uçaklar, makineler, maden olarak altın v.s.

3. Yetişmiş insan gücü. Yani beşeri sermaye. Doktorlar, mühendisler, ustalar, meslek sahipleri, bilim adamları sanatkárlar, işçiler, çiftçiler v.s.

4. Yukarıdaki fizik servetlerin ayna simetriği olan parasal tasarruflar, tasarruf aracı olarak altın ve menkul değerler. Yani reel servetin görüntüsü. Şimdi soruyorum: Yukarıda ilk üç maddede anlatılan fiziki servet türlerinden hangisi krizde kısmen "yok" olmuştur? Denizler mi kurudu, petrol mü bitti, ormanlar mı yandı, barajlar mı patladı, elektrik santralleri mi havaya uçtu, fabrikalar mı bombalandı, oteller mi çöktü, yoksa yetişmiş insan gücü bilgi ve becerini kaybedip aptallaştı mı? Eğer cevabınız hayırsa, 4. maddede görünen kayıplar da gerçek değildir. Servet kayıpları mikro düzeyde reel, makro düzeyde görüntüdür. Bakınız: Varlık fiyatları nasıl balon yaptı.

Son Söz: Şişen balona, büyüdü diyen, inen balona küçüldü der.

10 Şubat 2009 Salı

mutlaka okunmalı

Hayatın Kaynağı
Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."

Yazar: Ayn Rand
Çevirmen: Belkıs Çorakçı
Sayfa sayısı: 788
ISBN: Basım tarihi: Mayıs 2002
Kategori: Parapsikoloji

23 Ocak 2009 Cuma




TARAF OLMAZSANIZ, BERTARAF OLURSUNUZ
ORADA KİMSE VAR MI?..
Türkiye’nin yaşadığı süreçte, “Bugün ne yazayım” diye düşünürken; “yazdık da ne oldu ki?” dedim, kendi kendime.Baktım ki, herkes kör, herkes sağır.Sağır deyince; AKP Hükümeti’nin vatandaşlığını iade ettiği Nazım Hikmet’in “Kerem Gibi” şiiri aklıma geldi.Nazım Hikmet, 79 yıl önce 1930’da, şöyle diyordu: “Hava kurşun gibi ağır!Bağırbağırbağırbağırıyorum...” * * *Sözünüz, dinleyecek kulak, görecek göz olduğu zaman anlamlıdır. Yoksa, tarih sayfalarında “çağında anlaşılamamış uyarıcılar, aydınlar” arasında yerinizi alırsınız. Yine bir umutla, yıllar önce yazdığım bir yazımı gözlere, kulaklara ve bilinçlere sunuyorum.* * * Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.
“SUÇ HEP O SARI ÖKÜZ’DE...”Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış: “Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.” Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.
“AFERİN SİZİ KUTLARIZ!” Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler: “Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.” Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.
“NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?”Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..” * * *Bir yalan, uzun bir süre yeterince tekrarlanırsa, sonunda gerçekmiş gibi algılanırmış..Topal aslan, Boz Öküz, Benekli Öküz ve asıl “Sarı Öküz” öyküleri devam ediyor... ORADA KİMSE KALDI MI?..Yıllar önce böyle yazmıştım. ( “Ey Türk İstikbâlinin Evlâdı” kitabımda var.)Bugün, Türkiye’de muhalifler korkutulup, susturulurken söyleyecek söz kaldı mı?..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...