4 Aralık 2010 Cumartesi

Dünya Rakı Haftası ( 4-11 Aralık )







Dünya Rakı Haftası Etkinlikleri;
4 Aralık: Kumkapı
7 Aralık: Çiçek Pasajı ve Balık Pazarı
10 Aralık: Beyoğlu TomTom Sokak
11 Aralık: Samatya









RAKI VE HAYAT



Ne demiş Hayyam: 
“Önce kendine gel, sonra meyhaneye; 
Kalender ol da gir kalenderhaneye. 
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur. 
Çiğsen, başka bir yere git eğlenmeye.” 






Efendim rakı adabına geçmeden önce şunu da belirtmeliyim ki: meyhanenin de bir adabı vardır. 



Meyhane eller havaya yapılacak yer değildir. İyi bir meyhanede müziğin sesi muhabbete meze olacak yüksekliktedir. Hiçbir şey muhabbetten daha yüksek olmamalıdır. Meyhaneye girildiğinde en azından oturacağınız masanın yanındaki masalara "afiyet olsun" demek adettendir. Hem bu adet "babalar biz buraya efendi efendi içmeye geldik, hır çıkarmaya niyetimiz yok; siz de efendi efendi için hır çıkmasın" manasında bir uyarı olarak da karşı tarafın zihninde yerini alacaktır. İlk kez gittiğiniz bir meyhaneyse ve tekrar gitmeyi düşünüyorsanız garsona normalden biraz fazla bahşiş bırakın; diğer gelişinizde sizi tanıyacaktır. Bir garson sizin hakkınızda "Aha benim müşteriler geldi." dediyse o meyhanede keyfiniz yerinde hizmetiniz sağlam olacaktır. Sakın ola garsonla "koçum, kardeş, birader, abi, babayiğit..." muhabbetine girmeyin; "garson bey"den şaşmayın derim ben. Ne demişler çok muhabbet tez ayrılık getirir. Yeni neslin bunlara pek dikkat etmediğini gördüm de değineyim dedim. Rakı içmek ile ilgili genel teamüller ise şöyledir: 

Bedelsiz rakı içilmez. Hele devlet kesesinden içilen rakı, külliyen haramdır. 
Rakı güneş batmadan içilmez. 
Rakı şişesinin dibini görmeye değil, rakı şişesinde sevgiyi, dostluğu görmeye çalışılır. 
Rakı tek başına içilmez, duvara, masaya bakılarak içilmez, rakı zevk için içilir. Dertlenmek için içilmez, rakı sohbet için içilir. 
Adam sayısı kadar dinlenir, kendi hissen kadar konuşulur. 
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, futbol konuşulur, anılar tazelenir. 
Rakı masasında cinsellik sohbet konusu edilmez. Güzellikler konuşulur. 
Rakı, şakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplarıyla da içilmez. 
Rakıyla, cahil cesareti ortaya çıkarılırsa, zarar görülür; düşünce cesareti harekete geçirilirse, daha sağlıklı kararlar verilir. 
Rakı gürültü ile içilmez. 
Rakıya gözyaşı meze yapılmaz. 
Rakı çabuk içilmez, hemen içip masadan kalkılmaz. 
Herkesin kadehine eşit rakı doldurulur. Buradaki adaletsizliğin ne bu dünyada, ne de öbür dünyada affı yoktur. 
Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir. 
Rakı masasında, sadece kendi masanla ilgilenilir; çevredekilere sadece “afiyet olsun” denir. 
Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz, içilen kahve fincanının tabağında sigara söndürülmez. 
Rakı masasında yalan söylenmez. 
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur. Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem de keyfi kaçar. 
Rakı masasına davetsiz oturulmaz. 
Rakı masasında övünülmez, dedikodu yapılmaz. 

Rakının ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardır, bir de "göz mezesi" vardır ki... 
Yahya Kemal, her akşam sofrasını "sadece kuş sütü eksik" şekilde kurdurur, ama çoğuna el bile sürmezmiş... Lakin sürsün, sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson, şaire şimdiki deyimle "kıyak yapmış"sofraya kırmızı trup koymamış... 
Yahya Kemal gelmiş, oturmuş masaya, şöyle bakmış, garsonu çağırmış: 
-Nerede kırmızı trup? 
-Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da... 
-Ben sofraya konan her şeyi yemek zorunda değilim,onların bazıları benim göz mezemdir!” 

Rakı için çok şey söylenir, yazılır, ama Necip Mirkelamoğlu'nun "Rakınâmesi" de unutulur gibi değildir: "Nükte, cinas anlayan, ahengi bezme uyan, içip zırvalamayan, işte onadır rakı". 

Çilingir sofrasının mânâ ve ehemmiyeti ise apayrı; “temiz içmek” esastır. Temiz içmek, içki içme terbiyesinin ilk basamağıdır ve içki sofralarının güzelliği de bu temizlikte gizlidir. Temiz içen, içkiyi amaç olarak değil araç olarak içer. O dostluğa, güzelliğe ve mutluluğa ulaşmak için içkiyi bir araç olarak kabul eder ve bu aracı kullanırken de asla kararını kaçırmaz, ölçüsünde kalır. İçkinin her bünyeye değişik etki yapabileceğini kabul edersek, “temiz içmek” de, her bünyenin durumuna göre ayarlanmalı, ölçü kaçırılmamalıdır. Ama deneyimli kişilerin, akşamcıların ve âlemcilerin önerdikleri ortalama miktar, 25–30 cl’dir. Bu miktar, kişiye göre birkaç cl eksik veya fazladır. Böyle bir durumda “içki tüm kötülüklerin anasıdır” diyenlere, “ana gibi yâr olmaz” deme hakkınız vardır, çünkü “temiz” içmişsinizdir. 

Çilingir sofrası, rakısıyla, mezesiyle, sohbetiyle kurulduğu mekânıyla, her şeyiyle, lezzetin çeşninin üzerine kurulmuş, her şeyiyle çeşni sofrasıdır. Rakı aheste aheste içiliyor, lezzet ala ala sindire sindire… Mezelikleri, mezeleri de özen istiyor. Adabıyla içenler, rakıyı özenle hazırlanmış, az miktarda mezeyle içerler. Rakıdan bir yudumcuk aldıktan sonra azar azar alınır mezelerden, silip süpürürcesine mezelere girişmek rakı adabına uygun düşmez, görgüsüzlük sayılır. Rakı sofrasında beğenilen mezelerden az almak, ikram etmek, paylaşmak gerekir.

2 yorum:

Sıradan Bir Sazan dedi ki...

Kalemine sağlık yahu, bir seferde okudum...

Bol rakılı günlerimiz olsun...

Bu kadeh Aydın Abi'ye...

Sevgiler...

Sıradan Bir Sazan dedi ki...

Hele bi de Beşiktaş'ı gördüm, iki kez izlemek istedim blogunu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...